• Çebi Hukuk & Danışmanlık

KUSURLU/HATALI ESTETİK AMELİYATLARIN HUKUKİ AÇIDAN DEĞERLENDİRİLMESİ


Plastik cerrahi, birçok alt dala ayrılsa da günümüzde en fazla kullanılan alt bölümü şüphesiz estetik cerrahi bölümüdür. Estetik cerrahi kişilerin dış görünüşlerinin daha da güzelleşmesi ve istenilen şekilde olmasına yardımcı olan cerrahi bölümdür. Günümüzde ekonomik refahın artmasıyla birlikte insanlar ruh sağlığı ve güzelleşme amacıyla sık sık bu yola başvurmaktadır.


1. Estetik Operasyonların Hukuki Niteliği


Estetik cerrah ile hasta arasındaki sözleşmenin niteliği incelendiğinde vekâlet veya eser sözleşmesi hükümlerine tabi olduğu anlaşılmaktadır. Fiziksel görüntünün kesin olarak öngörülmediği ve belirli bir sonucun taahhüt edilmediği estetik müdahalelerde doktor ve hasta arasındaki ilişki vekalet sözleşmesi niteliğindedir. Yine aynı şekilde estetik operasyonlar öğretideki genel kabul ve Yargıtay kararları incelendiğinde eser sözleşmesi olarak değerlendirilmektedir. Eser sözleşmesi kapsamında değerlendirebileceğimiz operasyonlara örnek verecek olursak; dudak dolgusu, saç ekimi, epilasyon, burun estetiği gibi işlemler bu kapsamdadır.


Eser sözleşmesini düzenleyen TBK' nın 470. maddesi uyarınca yüklenicinin edimi bir eser meydana getirmeyi, iş sahibinin edimi ise karşılığında bedel ödemeyi üstlenmesidir. Eser sözleşmesinin niteliği gereği yüklenici sonucu garanti etmektedir. Kişi amaca uygun güzel bir görünüm sağlanması için plastik cerraha yaptırdığı estetik operasyonun eser sözleşmesi olduğu açıktır. Bu sözleşmenin yapılmasının nedeni belli bir sonucun ortaya çıkmasıdır. Eser, yüklenicinin (plastik cerrah) sanat ve becerisini gerektiren emek sarfı ile gerçekleşen sonuç olup, yüklenici, eseri iş sahibinin (hasta) yararına olacak şekilde ve ona hiçbir zarar vermeden yerine getirmek yükümlülüğü altındadır.


“Taraflar arasındaki sözleşmenin eser sözleşmesi niteliğinde olduğu gözetildiğinde davacı yanın gerek yüz germe ve gerekse yağ dokusu alınması ile ilgili istemi karşısında davalı doktor tarafından daha güzel bir görünüme kavuşturulacağı yönünde bir garanti verildiğinin kabul edilmesi gerekir.” YARGITAY 15. HD 2020/1854 E. 2021/619 K. 3.3.2021 T.

“Komplikasyonlarda ise aydınlatma yükümlülüğü ve komplikasyon yönetiminin doğru yapılması yine yüklenicinin (hekimin) sorumluluğundadır. Davacı, yüz gerdirme ve çene altı yağ alma gayesiyle yani estetik amaçla davalıya başvurmuş olduğuna göre, estetik ameliyat yapılmak suretiyle istenilen ve kararlaştırılan amaca uygun güzel bir görünüm sağlanmasının taraflar arasındaki eser sözleşmesinin konusu olduğu açıktır. Burada sözleşme yapılmasının nedeni belli bir sonucun ortaya çıkmasıdır. Eser yüklenicinin sanat ve becerisini gerektiren bir emek sarfı ile gerçekleşen sonuç olup, yüklenici eseri iş sahibinin yararına olacak şekilde ve ona hiçbir zarar vermeden meydana getirmek yükümlülüğü altındadır.’’ YARGITAY 15. HD 2020/1854 E. 2021/619 K. 3.3.2021 T.


2. Hekimin Yükümlülükleri ve Sorumluluğu


2.1. Hekimin Eser Sözleşmesi Gereğince Yükümlülüğü


TBK ‘nın 471. maddesinde “Yüklenici, üstlendiği edimleri iş sahibinin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle ifa etmek zorundadır.” hükmü yer almaktadır. Hekimin eser sözleşmesi gereğince “eseri meydana getirme”, “eseri bizzat yapma”, “en uygun tedaviyi uygulama”, “sadakat ve özen” gibi borçlarının yanı sıra en önemli yükümlülüklerinden biri de şüphesiz “hastayı aydınlatma yükümlülüğü” olup hekimin bu yükümlülükleri yerine getirmesi gerekir.


2.1.1 Hastayı Aydınlatma Yükümlülüğü


Hekim, hasta ile arasındaki sözleşme gereği hastayı operasyon öncesi, operasyon anı ve sonrası yaşanacak tüm süreç hakkında hastayı bilgilendirmelidir. Hekim, hastayı tedavi, yapılacak müdahaleler, oluşabilecek riskler, ilaçların kullanılışı, kontrol süreci hakkında açık, net ve anlaşılır bir şekilde en ince ayrıntısına kadar bilgilendirmelidir. Aksi halde gerekli bilgiyi almayan, tedavi sonucunda oluşabilecek riskleri bilmeyen bir hastanın serbest iradesiyle müdahaleye rıza gösterdiğinden söz edilemez. Serbest iradeyle alınmış bir rıza söz konusu olmadığında ise işlemin hukuka uygunluk temelini oluşturan rıza şartı gerçekleşmez ve hukuka aykırı bir müdahale gerçekleştirilmiş olur. Bu durumda ise doktorun tedaviyi uygularken bir kusuru bulunmasa, gerekli dikkat ve özeni göstermiş olsa dahi hastanın yeterince aydınlatılmamasından dolayı kusuru bulunur ve sorumluluğu devam eder.


Aydınlatmanın şekli ve hastadan alınacak onam, genel soyut ve ibarelerle düzenlenmiş bir muvafakatname şeklinde olmamalıdır. Hastanın yöntemin başarı şansı, uygulama ve tedavi süresi, var olan riskler, muhtemel sonuçlar ve çıkabilecek komplikasyonlar hakkında bilgilendirildiği anlaşılmalıdır.


Tıbbi müdahale vücut dokunulmazlığının bir ihlali olduğundan, bu müdahale ancak rıza ile hukuka uygun hale gelir. Belirtmek gerekir ki Yargıtay kararları uyarınca aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirildiğinin ve aydınlatılmış onamın alındığının ispatı hekim ve hastane üzerindedir.


2.1.2 Hastanın Aydınlatılmış Onamının Alınması


Hekimlik Meslek Etiği Kurallarının, hekim-hasta ilişkilerini düzenleyen 4. Bölümünde “Aydınlatılmış Onam” başlığı altında düzenlenen 26. maddeye göre:


“Hekim hastasını, hastanın sağlık durumu ve konulan tanı, önerilen tedavi yönteminin türü, başarı şansı ve süresi, tedavi yönteminin hastanın sağlığı için taşıdığı riskler, verilen ilaçların kullanılışı ve olası yan etkileri, hastanın önerilen tedaviyi kabul etmemesi durumunda hastalığın yaratacağı sonuçlar, olası tedavi seçenekleri ve riskleri konularında aydınlatır. Yapılacak aydınlatma hastanın kültürel, toplumsal ve ruhsal durumuna özen gösteren bir uygunlukta olmalıdır. Bilgiler hasta tarafından anlaşılabilecek biçimde verilmelidir. Hastanın dışında bilgilendirilecek kişileri, hasta kendisi belirler. Sağlıkla ilgili her türlü girişim, kişinin özgür ve aydınlatılmış onamı ile yapılabilir. Alınan onam, baskı, tehdit, eksik aydınlatma ya da kandırma yoluyla alındıysa geçersizdir. Acil durumlar ile, hastanın reşit olmaması veya bilincinin kapalı olduğu ya da karar veremeyeceği durumlarda yasal temsilcisinin izni alınır. Hekim temsilcinin izin vermemesinin kötü niyete dayandığını düşünüyor ve bu durum hastanın yaşamını tehdit ediyorsa, durum adli mercilere bildirilerek izin alınmalıdır. Bunun mümkün olmaması durumunda, hekim başka bir meslektaşına danışmaya çalışır ya da yalnızca yaşamı kurtarmaya yönelik girişimlerde bulunur. Acil durumlarda müdahale etmek hekimin takdirindedir. Tedavisi yasalarla zorunlu kılınan hastalıklar toplum sağlığını tehdit ettiği için hasta veya yasal temsilcisinin aydınlatılmış onamı alınmasa da gerekli tedavi yapılır. Hasta vermiş olduğu aydınlatılmış onamı dilediği zaman geri alabilir.”


Günümüz uygulamalarında özellikle cerrahi müdahaleler için uygulanacak tıbbi müdahale ve risklerinin yer aldığı yazılı bir takım formların hastalara imzalatılarak aydınlatma görevinin yerine getiriliyor olması dikkat çekicidir. Yazılı formların imzalatılması ve hastaya ait kişisel özelliklerin form üzerinde belirtilmesi, ilgili formun o hasta için düzenlendiğini ve bilgilendirildiğini ispat etmesi açısından yeterli gibi görünse de, hastanın formdaki bilgileri anladığını ya da yeterince aydınlandığını göstermemektedir.


Buna göre Aydınlatılmış Onam süreci; hastanın kendisine uygulanacak herhangi bir tıbbi işleme onay verebilmesi ya da reddedebilmesi için yeterince bilgilendirilmesi, aldığı bilgi üzerine düşünmesi, özgür seçimine dayalı kararını vermesi sürecidir. Uygulanacak tanı ve tedavi yöntemlerinin niteliği, beklenen yararları, olası yan etkileri, diğer tanı ve tedavi seçenekleri ve bunların özellikleri hastaya anlatılmalıdır. Bunun yanında, kişinin durumu hakkında “aydınlanması” ve kendisine önerilen tıbbi girişime onam verebilmesi için çeşitli koşullar söz konusudur. Bilgilerin sade ve anlaşılır bir dil ile açıklanması, bunların hasta tarafından anlaşılması, hastanın gönüllü olması ve onam verme yeterliğinin olması gerekir. Bu ise, Hasta Hakları Avrupa Statüsü ile Hekimlik Meslek Etiği Kuralları’nda da açıkça belirtildiği şekliyle, hekimin hastasını -ve gerekli durumlarda hastanın vasisini- hastanın entelektüelitesi ve sosyokültürel özelliklerine uygun olarak anlaşılır bir dille, hastanın sağlığı hakkındaki sorularını yanıtlayacağı sözlü bir diyaloga girerek aydınlatmasıyla yerine getirilmiş olmaktadır. Bu koşulların yerine getirilmesi, doğrudan ve/veya dolaylı olarak hekimin sorumluluğundadır.


Geçerli ve uygun bir onamın alınmasının ön koşullarından biri de aydınlatmadan sonra onam vermesi için hastaya yeterli zamanın tanınmasıdır. Özellikle acil olmayan ve kendi geleceği hakkında karar vermesine engel olan herhangi bir kanuni ya da tıbbi durum söz konusu olmayan hastalar için cerrahi işlemler öncesi kişinin bilmesi gereken tüm bilgilerin, kişinin makul ve uygun bir değerlendirme yapabilmesini sağlamak amacıyla işlemden en az 24 saat önce hastaya verilmesi gerektiği AB Hasta Hakları Ana Sözleşmesi 4. maddesinde vurgulanmıştır.


“Biyotıp Sözleşmesinin 5. maddesinde “Rıza” konusu düzenlenmiş ve “Sağlık alanında herhangi bir müdahale, ilgili kişinin bu müdahaleye özgürce ve bilgilendirilmiş bir şekilde muvafakat etmesinden sonra yapılabilir. Bu kişiye, önceden, müdahalenin amacı ve niteliği ile sonuçları ve tehlikeleri hakkında uygun bilgiler verilecektir. İlgili kişi muvafakatını her zaman serbestçe geri alabilecektir.” düzenlemesiyle rızanın kapsamı belirlenmiş ve Dairemizin yerleşik uygulamalarına paralel düzenlemeler getirilmiştir. Salt yapılacak işleme rıza göstermek yeterli değildir. Ayrıca, komplikasyonların da izah edilmesi gerekmektedir. Ancak bu rızanın da az yukarda vurgulandığı üzere aydınlatılmış rıza olması gerekir.(...) Somut olayda, dosyaya kazandırılan adli tıp raporunda olayın komplikasyon sınırları içinde kaldığı belirtilerek davalıların sorumlu olmadığı bildirilmiştir. Ayrıca adli tıp raporunda, işlemi yapan doktorun işlemle ilgili hastasını bilgilendirmesinin tıbbi kurallara uygun olduğu da belirtilmesine karşın, az yukarda belirtilen şekilde, davacının yapılan ameliyat öncesi, ameliyatın komplikasyonları konusunda bilgilendirildiğine dair aydınlatılmış onam düzenlendiği davalı tarafça ispat edilememiş, dosya kapsamında yer alan onam formu ... Devlet Hastanesi'nde yapılan işlemlere ilişkindir. O halde, mahkemece davalı hastanede yapılan ameliyat sırasında davalı doktor tarafından yukarıdaki açıklamalara uygun aydınlatılmış onam alınıp alınmadığı hususu araştırılıp sonucuna uygun karar verilmesi gerekirken bu yön göz ardı edilerek davanın tümden reddi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. ” YARGITAY 13. HD. 2015/13748 E. 2017/344 K. 19.1.2017 T.


Aydınlatılmış onam metninin olabildiğince açık ve Türkçe kavramlara yer verilen bir metin olması, metnin geçerliliği açısından fayda sağlayacaktır. Uygulanacak tıbbi ve cerrahi müdahale farklı alanlardan hekimler tarafından birlikte yürütülecek ise, bu durumda her birinin hastayı ayrı ayrı kendi uygulaması hakkında bilgilendirmesi gerektiği; ancak birinin bilgilendirmesi diğer alanları da kapsıyor ise, tek bilgilendirmenin yeterli olacağı savunulmaktadır. Her bir invaziv ve yüksek risk taşıyan girişim/tedavi için ayrı bir belge düzenlenerek onam alınması hekimin sorumluluğundadır.


Salt yapılacak işleme rıza göstermek yeterli değildir. Ayrıca, komplikasyonların da izah edilmesi gerekmektedir. Ancak bu rızanın da az yukarıda vurgulandığı üzere aydınlatılmış rıza olması gerekir. (...) Aydınlatılmış onamda ise ispat külfeti hekim ya da hastanededir. Somut olayda; 23/06/2015 tarihli "Kolektomi Bilgilendirme ve Onam Formu'nun davacı hasta adına düzenlendiği ve formun davacı tarafından imzalandığı, 02/07/2015 tarihinde yapılan ikinci tıbbi operasyon için de; aynı tarihli "İleus Bilgilendirme ve Rıza Belgesi" düzenlendiği, bu belgenin ise hasta yakını olarak davacının kızı tarafından imzalandığı anlaşılmaktadır. 02/07/2015 tarihli "İleus Bilgilendirme ve Rıza Belgesi" onam formunun davacı yerine neden kızı tarafından imzalandığının açıklaması yapılmayarak bu durum mahkemece ve bilirkişiler tarafından değerlendirilmemiştirYARGITAY 3. HD, 2021/165 E. 2021/10553 K. 21.10.2021 T.


Kanunen şekil şartının öngörüldüğü durumlar dışında aydınlatma yükümlülüğü şekle tabi değildir, sözlü veya yazılı olarak gerçekleştirilebilir. Hangi durumlarda yazılı onamın olacağına her bir müdahalenin türüne göre ilgili kanun maddeleri incelenerek karar verilmesi gerekmektedir. Örnek vermek gerekirse Organ Ve Doku Alınması, Saklanması, Aşılanması ve Nakli Hakkında Kanun 6. maddesinde “Onsekiz yaşını doldurmuş ve mümeyyiz olan bir kişiden organ ve doku alınabilmesi için vericinin en az iki tanık huzurunda açık, bilinçli ve tesirden uzak olarak önceden verilmiş yazılı ve imzalı veya en az iki tanık önünde sözlü olarak beyan edip imzaladığı tutanağın bir hekim tarafından onaylanması zorunludur.” hükmü yer almaktadır.


2.2 Hekimin Malpraktis (Tıbbi Uygulama Hatalarından) Kaynaklanan Sorumluluğu


Türk Borçlar Kanunu’nun 470. maddesi uyarınca eser sözleşmesi, yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi, iş sahibinin de bunun karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği sözleşmedir.


Estetik ameliyatlarda hekim ile hasta arasında nasıl bir sonucun istenildiğine dair bir anlaşma yapılmaktadır. Önemli olan husus hastaya belirli bir görünüşün taahhüt edilmesidir. Bu nedenle Estetik cerrah, işin niteliği gereği diğer cerrahlara göre daha fazla dikkat ve özen göstermekle yükümlü olduğundan, sorumluluğu da diğer hekim ve cerrahlarınkinden daha geniştir.


Hukuk sistemimizde estetik cerrahın sorumluluğu ile ilgili özel bir düzenleme bulunmadığından, uyuşmazlıklar Türk Borçlar Hukuku’na ilişkin genel düzenlemelere göre çözümlenmektedir. Taraflar arasında sözleşme bulunması halinde taraflar arasındaki ihtilaflara imzalı sözleşme ve sözleşme hukukuna ilişkin genel hükümler uygulanır. Taraflar arasında sözleşmesel bir ilişkinin bulunmadığı durumlarda ise haksız fiile ilişkin hükümler esas alınacaktır. Eğer yüklenici (hekim), sözleşmesel yükümlülüklerine, borçlarına aykırı davranırsa hekimin sorumluluğuna gidilebilir. Bu durumda maddi ve manevi tazminat davası açılması mümkündür.


Hekimin sorumluluğuna yol açacak durumlara örnek olarak estetik ameliyat olan birinin burnunun yamuk olması, gözlerini çekik yaptıran birinin görme sorunu yaşaması, botoks yaptıran birinin dokularının hasar görmesi gibi örnekler verilebilir.


Estetik müdahalelerde tıbbi uygulama hatalarında sorumluluk kusur sorumluluğudur. Kanuna göre estetik müdahalelerin gerçekleştirilmesi, uzmanlık gerektiren hekimlik mesleğinin icra alanı olarak ele alındığından, hekimin hafif kusurundan veya herhangi bir kusurundan sorumlu olmayacağına dair yapılan sözleşme geçersiz sayılmakta olup kesin hükümsüzdür.


2.2.1 Maddi Tazminat


Güzelleştirme amaçlı estetik ameliyattan kaynaklanan maddî zararın tazmininde, aşağıda sayılacak seçimlik haklar yanında kusurlu müdahale nedeniyle hastanın uğradığı kazanç kaybı (çalışma yeteneğinin kaybından doğan zararlar) ve iktisadi geleceğinin sarsılmasından doğan zararları ayrıca talep edilebilir. Her somut olayın kendi içinde değerlendirilmesi gerektiği unutulmamalıdır. Hekim ile hastane işletmecisi arasındaki iç ilişki hastayı ilgilendirmemektedir. Estetik müdahale özel klinikte değil de hastanede gerçekleştirilmişse hastane işletmecisi ve hekim hastaya karşı birlikte müteselsil sorumlu olacaklardır. Ancak taraflar birbirlerine rücu edebilirler. Kamu hastanelerinde özel bir düzenleme olup meydana gelen yanlış tıbbi uygulamalar sonucu tazminat davaları doğrudan ilgili kamu kurumuna karşı açılabilir. Devlet memuru statüsündeki doktor aleyhine doğrudan tazminat davası açılmasına imkan yoktur. (Anayasa m.129/5). Kamu kurumunun doktora rücu hakkı saklıdır.


Estetik müdahale sonrası hukuken ayıbın söz konusu olması (burnun düşmesi, diş protezinin ağza oturmaması, yüzün istenildiği görüntüde olmaması v.s.) halinde hukuken iş sahibi (hasta), herhangi bir ücret ödemeden ayıbın giderilmesini, sözleşmeyi feshedip ödenen ücretin iadesini, ayıp oranında bedelden indirim talep edebilir. Bunlar seçimlik olup hepsinin aynı anda talep edilmesi mümkün değildir, hastanın bunlardan birini seçmesi gerekmektedir.


“Davacı ile davalı doktor arasındaki ilişki BK'nın 355 (6098 Sayılı yasa 455) vd. maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesi ilişkisidir. Taraflar arasındaki uyuşmazlığın eser sözleşmesi hükümlerine göre çözümlenmesi gerekir. Davacı, iş sahibi, davalı doktor yüklenici konumundadır. Davalı doktor davacının göğüs ameliyatını yapmayı üstlenmiştir. Bu ameliyat tamamen estetik amaçlıdır. Davalı doktorun yükümlülükleri BK'nın 356 (6098 Sayılı yasa 456) vd. maddelerinde düzenlenmiştir. Davalının en önemli yükümlülüğü davacının istediği şekilde estetik ameliyatın gerçekleştirilmesidir. Davacının istediği şekilde estetik ameliyatın gerçekleştirilmesi mümkün değilse, davalı doktorun bu konuda öncelikle davacıyı uyarma yükümlülüğü bulunmaktadır. Uyarı yapıldığı davalı tarafından ispatlanamamıştır.

…Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu tarafından verilen rapor içeriğinden davalı doktorun yükümlülüklerini tam olarak yerine getirmediği sonucuna varılmaktadır. Davalı doktorun mesleki kusurunun varlığının kabulü gerekir. Bu durumda davalının BK'nın 96. maddesi uyarınca sorumlu tutulmasında zorunluluk vardır.

Eser sözleşmesine dayanan ilişkilerde ödenen iş bedelinin ve yapılan giderlerin iadesinin istenmesi davacı iş sahibi tarafından akdin feshedildiği sonucunu doğurur. Bu durumda davacı iş sahibi ayıbın giderilmesi için yaptığı giderlerin tahsilini isteyemez. Davacı iş sahibi tarafından ayıbın giderilmesi için yapılan giderlerin tahsilinin istenmesi durumunda iş bedelinin ve giderlerin kendisi tarafından karşılanması zorunlu olduğundan iş bedeli ve giderlerin tahsili istenemez. Bu konuda davacı vekiline tercihi sorularak sonucuna göre değerlendirme yapılması gerekir.

Davacı, manevi tazminat isteminde de bulunmuştur. Yukarıda açıklandığı şekilde davalı doktor estetik ameliyatlarda kusurlu görüldüğünden, davacının da tam olarak başarıya ulaşmayan estetik ameliyatlar sebebiyle acı çekmesi ve üzüntü duyması doğal olduğundan, mahkemece uygun görülecek manevi tazminatın davacı yararına karar altına alınması gerekir.’’ YARGITAY 3. HD E. 2013/11743 K. 2013/13688 T. 1.10.2013


Uğranılan zararın gerçek miktarını ispat yükü, gerek sözleşmesel gerekse sözleşme dışı sorumlulukta, zarar gören hastanın üzerindedir. Ancak zararın tam miktarını ispatlamak genellikle zor olduğundan, hâkim, somut olayın özelliklerine göre bir tazminata hükmedebilir. Bu tazminat hesaplanırken, hastanın estetik cerraha yanlış bilgi vermesi, talimatlara uymaması, bünyesinin aşırı hassas olması, tehlikesini bilmesine rağmen rıza göstermesi gibi olgular dikkate alınarak tazminat miktarında indirime gidilebileceği gibi ödenmemesine de karar verilebilir. Örnek vermek gerekirse estetik ameliyat olunan yerin iyileşme sürecinde yapması gereken şeyleri hasta yapmamışsa ya da yapmaması gereken şeyleri yapmışsa veya tedavinin durdurulmasını istemişse, bundan artık estetik cerrah sorumlu değildir. Buna karşılık, hastanın nedensellik bağını kesmeyen derecedeki kusuru, tazminatta indirim sebebi sayılır.


2.2.2.Manevi Tazminat


Türk Borçlar Kanunu 56. maddesi uyarınca zarara uğrayan kişiye (hasta) uygun miktarda manevi tazminat verilmesi için dava açılabilmektedir. Hasta operasyon sonrası istemediği bir durumda olduğunda duyduğu acı, elem, küçük düşme gibi durumlarda manevi zararın gerçekleştiği kabul edilir.


“Mahkemece alınan Adli Tıp Raporunda, hastada ortaya çıkan deri nekrozlarının lazer liposuction aletinin ve korsenin yanlış kullanımına bağlı ortaklaşa bir etki ile ortaya çıktığının anlaşıldığı cihaz ayarlarının ve bakımlarının doğru olduğunun kabulü durumunda uygulamaya bağlı özelliklerin korsenin yanlış kullanımı ile birleşmesi sonucu ortaya çıkan ve giderilmesi için rekonstrüksiyon işlemi gerektiren bir komplikasyon olarak değerlendirildiği belirtilmiş ise de somut olay değerlendirildiğinde, davacıya yapılan estetik müdahalenin sonucu itibariyle davacı iş sahibi yararına sonuç vermediği anlaşılmaktadır. Bu durumda yeterli gerekçe içermeyen bilirkişi raporuna dayanılması hatalı olmuştur.

Bu nedenlerle mahkemece yapılacak iş, davalı hekimin kusurlu olduğu gözetilerek davacının istek kalemleri değerlendirilerek, konusunda uzman bilirkişi heyeti oluşturularak davacının talep edebileceği maddi tazminat miktarının hesaplattırılması ve tarafların sosyal ekonomik durumlarına göre düşük olduğu anlaşılan manevi tazminat miktarının da yeniden değerlendirilmesi, hasıl olacak sonuca uygun bir karar vermekten ibarettir. Açıklanan bu nedenlerle kararın bozulması uygun bulunmuştur.’’ YARGITAY 15. HD, E. 2019/3257 K. 2020/1565 T. 15.6.2020


2.3 Yargıtay Kararları Uyarınca Delillerin Değerlendirilmesi


Doktrinde Yargıtay kararlarına paralel olarak ‘güzelleştirme amaçlı’ yapılan estetik müdahalelerin eser niteliğinde olacağı, ameliyat öncesi ve sonrası fotoğrafların karşılaştırılarak ayıba karşı tekeffül hükümlerine gidilebileceği de belirtilmiştir. Bu konuda ameliyat öncesi ve sonrası noterden alınmış bir delil tespiti tutanağı ileride açılması düşünülen davalar için önemli bir delil oluşturacaktır.


“Estetik ameliyatlarda, ameliyat yapan doktor, estetik görünüm konusunda belli bir teminat vermişse, taraflar arasındaki bu sözleşme, eser sözleşmesidir. Eser sözleşmesinde de, vekalet akdinde olduğu gibi yüklenici, işi sadakat ve özenle yapmakla borçlu olup davalı doktor, mesleki bilgisinin tüm icaplarını yerine getirdiğini isbatla zorunludur. Ameliyat öncesi ve sonrası fotoğraflarda, eksik görünüm bakımından aleyhe oluşmuş çok açık farklılık halinde, mahkeme, Yüksek Sağlık Kurulu'nca verilmiş raporla yetinmeyip dosyayı tomarı ile Adli Tıp Büyük Kurulu'na göndermeli, gerekirse davacı da muayene ettirilip zararın meydana gelmesinde tarafların ne derece kusurlu olduğu konusunda rapor alınmalıdır.” YARGITAY 13. HUKUK DAİRESİ E. 1993/131 K. 1993/2741 T. 5.4.1993


“Davacının kolundaki dövmeyi estetik amaçla silmek için müdahalede bulunan doktor, aynı zamanda, izi tamamen yok etmeyi de, eser sözleşmesinin niteliği itibariyle taahhüt etmiş sayılır. Oysa, dosya kapsamına ve fotoğraflara göre, davacının kolunda eski durumu aratırcasına sağlıksız ve çirkin görünümlü yeni bir iz, cerrahî müdahalenin izi olarak ortaya çıkmıştır. Yapılan iş BK.nun 360. maddesi gereğince, kabule icbar edilemeyecek derecede ayıplı bir iştir...” YARGITAY 15. HD., 3.11.1999, 4007/3868


Yargıtay kararlarında görüldüğü üzere estetik operasyonlarda estetikli olan bölgenin ameliyat öncesi ve sonrası fotoğraf, videoları v.s gibi kayıtlara büyük önem verilmektedir. Ayrıca estetik operasyon sonrası estetikli bölgedeki hatanın ve hasarın tespiti için hastaneden bu konuda uzman bir hekim veya kuruldan rapor almak, mahkemeden delil tespiti yaptırmak dava aşamasında hastanın yararına olacaktır.

Tüm bu süreçlerde hak kaybına uğramamak adına bir avukattan hukuki destek alınması tarafların menfaatine olacaktır. Çebi Hukuk & Danışmanlık olarak müvekkillerimizin hakkını korumaya devam edeceğiz.


Saygılarımızla,

ÇEBİ Hukuk & Danışmanlık


Av. Taha Hüseyin ÇEBİ

Stj. Av. Mustafa Kama